Hud Suresi

Mustafa Cemil Kılıç Meali

Esirgeyen, Bağışlayan Allah'ın Adıyla...

  1. Elif, Lam, Ra... Bu öyle bir kitaptır ki, erdemli bilgisi her şeyi kuşatan ve her şeyden haberi olan Allah tarafından ayetleri kesin kanıtlarla sapasağlam düzenlenmiş ve iyice açıklanmıştır.
  2. Öyle ki, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz. Ben de onun tarafından size gönderilen bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
  3. Bir de rabbinize dönerek ondan bağışlanma dileyin ki, o da sizi belirlenmiş bir zamana değin güzel bir biçimde nasiplendirsin ve her erdem sahibine hakkını versin. Ama yüz çevirirseniz, başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım.
  4. Dönüşünüz Allah'adır. Onun gücü her şeye yeter.
  5. Bilin ki, onlar Kuran okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Ne var ki, giysilerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilmektedir. Çünkü o, kalplerde saklı duranı bilendir.
  6. Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, ona gereken yaşamlık Allah'a ait olmasın. Allah onların durduğu yeri de, sonunda bırakılacakları yeri de bilmektedir. Bunların hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır.
  7. O, öyle bir Allah'tır ki, hanginizin daha güzel davranacağı konusunda sizi sınamak için gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. Onun en yüksek göğü de su üstündeydi. Onlara; "Öldükten sonra tekrar dirileceksiniz," dersen, o inkarcılar kesinlikle sana; "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir!" diyeceklerdir.
  8. Andolsun ki, onların azabını sayılı bir süreye değin ertelesek; "Onu alıkoyan nedir?" derler. Bilin ki, onlara azap geldiği gün, artık geri çevrilmez; alaya aldıkları şey onları mahvedecektir.
  9. Eğer biz insana, bizden bir rahmet tattırsak da sonra onu kendisinden çekip alsak, hemen o, umutsuzluğa düşer de iyilik bilmez olur.
  10. Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona nimetler tattıracak olsak, bu sefer de; "Bütün kötülükler benden uzaklaştı," deyiverir. Çünkü o şımarmış ve böbürlenmiştir.
  11. Ancak sabreden ve güzel işler yapanlar bunun dışındadır. İşte onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
  12. Şimdi onların; "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir bölümünü terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir.
  13. Yoksa; "Onu kendisi uydurdu," mu diyorlar? De ki; "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on bölüm getirin ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi de yardıma çağırın."
  14. Eğer yardıma çağırdıklarınız size yanıt veremezlerse, bilin ki o Kur'an, ancak Allah'ın bilgisiyle indirilmiştir. Ondan başka ilah yoktur. Öyleyse artık Müslüman oluyorsunuz değil mi?
  15. Kim dünya yaşamını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerinin karşılığını orada tastamam öderiz ve onlar bu konuda hiçbir zarara da uğratılmazlar.
  16. Onlar öyle kimselerdir ki, onlar için ahirette, yalnız ateş vardır. Yaptıklarının hepsi orada boşa çıkmıştır. Bütün yaptıkları geçersizdir.
  17. Rabbinin katından bir belgesi ve onun arkasından da bir tanığı olanlar, önlerinde de Musa'nın kitabı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar; Kur'an'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir. Senin de bundan kuşkun olmasın. Doğrusu o, rabbinden gelen bir gerçektir. Ne var ki, insanların çoğu inanmazlar.
  18. Allah adına yalan uydurandan daha zalim kim vardır? Onlar rablerinin huzuruna çıkarılacak ve tanıklar da; "İşte," diyecekler, "Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır." Haberiniz olsun ki, Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
  19. O zalimler ki, halkı Allah yolundan alıkoyar ve o yolu eğri göstermek isterler. Onlar ahireti de inkar edenlerdir.
  20. Bunlar, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değillerdir. Kendilerini Allah'tan kurtaracak bir kayırıcıları da yoktur. Onlar için azap katlanacaktır. Çünkü onlar, hem işitmeye tahammül edemiyorlar hem de görmüyorlardı.
  21. İşte bunlar kendilerine yazık etmiş kimselerdir ve uydurdukları ilahları da kendilerini bırakarak yitip gitmişlerdir.
  22. Hiç kuşku yok ki, bunlar, ahirette de en çok yıkıma uğrayacak olanlardır.
  23. Doğrusu inanan ve yararlı iş yapanlar ve rablerine boyun eğenler var ya, işte onlar cennetliktirler. Orada temelli kalacaklardır.
  24. Bu iki topluluğun durumu, kör ve sağır kişi ile gören ve işiten kişinin durumu gibidir. Bu ikisi hiç bir olur mu? Hala düşünmez misiniz?
  25. Andolsun ki, vaktiyle biz Nuh'u da toplumuna elçi olarak gönderdik. O, onlara şöyle dedi; "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
  26. "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben ki, size gelecek acı bir günün azabından korkarım."
  27. Halkının inkar eden ileri gelenleri ise; "Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da en alt tabakamıza mensup kimselerden ibaret olduğunu gözlemlemekteyiz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Tersine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz," dediler.
  28. Nuh da dedi ki; "Ey halkım, peki şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben, rabbimden apaçık bir kanıt üzere isem ve o, bana kendi tarafından bir rahmet sunmuşsa, size de onu görecek göz verilmemişse biz, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?"
  29. "Ey halkım, ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ödülüm yalnızca Allah'a aittir ve ben, o inananları kovacak değilim. Kesinlikle onlar rablerine kavuşacaklar, ama ben sizi cahillik eden bir topluluk olarak görmekteyim."
  30. "Ey halkım, eğer ben, bana inanmış o yoksul kimseleri kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?"
  31. "Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır!' demiyorum. Ne gizli olanı bilirim, ne de 'Ben bir meleğim,' diyorum. O sizin gözlerinizin horladığı kişiler hakkında; Allah, onlara hiçbir hayır vermez,' de demem. Onların içlerindekini en iyi bilen Allah'tır. Onları kovduğum takdirde ben zalimlerden olmuş olurum."
  32. Dediler ki; "Ey Nuh, sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı haydi ortaya getir."
  33. Nuh da dedi ki; "Onu size, dilediği takdirde ancak Allah getirir. Siz de hiçbir engel çıkaramazsınız."
  34. "Eğer Allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. O sizin rabbinizdir ve ona döndürüleceksiniz."
  35. Yoksa, "Onu kendisi uydurdu," mu diyorlar? De ki; "Eğer onu uydurmuşsam işlediğim suç benim zararımadır. Ama ben, sizin işlemekte olduğunuz suçlardan sorumlu değilim."
  36. Nuh'a bildirimde bulunuldu ki; "Halkından, şimdiye değin inanmış olanlardan başka kimse inanmayacak, onların yaptıklarından dolayı sakın üzülme."
  37. "Sen bizim gözetimimiz altında ve bildirimimiz uyarınca gemiyi yapadur. Zulmedenler hakkında da artık bana bir şey söyleme. Çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır."
  38. Nuh gemiyi yapıyor, halkından ileri gelenler yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. O da, "Siz bizimle alay ederseniz, sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz?" dedi.
  39. "Yakında aşağılatıcı azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kimi kuşatacağını bileceksiniz."
  40. Sonunda emrimiz geldi, sular kaynamaya başladı. Ve Nuh'a dedik ki; "Hayvanların hepsinden birer çift ile hakkında azap hükmü verilmiş olanlar dışında aileni ve inananları gemiye al." Zaten onunla birlikte inanan pek az kişi vardı.
  41. Nuh, "Gemiye binin," dedi. "Onun yüzmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Rabbim ise çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir."
  42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna; "Yavrucuğum, bizimle birlikte sen de bin, inkarcılarla birlikte olma," diye seslendi.
  43. O, "Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım," dedi. Nuh, "Bugün Allah'ın rahmet ettikleri dışında onun azabından korunacak hiç kimse yoktur," dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.
  44. "Ey yeryüzü, yut suyunu. Ey gök, tut suyunu!" denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cudi'ye oturdu ve "Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" denildi.
  45. Nuh, rabbine yalvararak şöyle dedi; "Rabbim, kuşkusuz oğlum benim ailemdendir ve kuşkusuz senin sözün de gerçektir. Sen hüküm verenlerin en doğru karar verenisin."
  46. Allah buyurdu ki; "Ey Nuh, o senin ailenden değildir. O kötü bir iş yaptı. Bilmediğin şeyi benden isteme. Bilgisizlik etmeyesin diye ben sana öğüt veriyorum."
  47. Nuh, "Rabbim, kuşkusuz ben, senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, gerçekten ziyana uğrayanlardan olurum," dedi.
  48. Denildi ki; "Ey Nuh, sana ve seninle birlikte olan birçok topluma tarafımızdan bir esenlik ve birçok bereketlerle in! Daha birçok toplumu da ileride yararlandıracağız. Sonra bizden onların bazılarına acı bir azap dokunacaktır."
  49. İşte bunlar, sana bildirmekte olduğumuz gizli haberlerdendir. Bundan önce onları sen de bilmiyordun, toplumun da bilmiyordu. O halde artık sabırlı ol. Sonuç, Allah'tan sakınanlarındır.
  50. Ad toplumuna da kardeşleri Hud'u gönderdik. O da; "Ey halkım, Allah'a kulluk edin," dedi. "Sizin ondan başka ilahınız yoktur. Siz ise ancak ona ortaklar uydurup duruyorsunuz."
  51. "Ey halkım, bunun için ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratana aittir. Hiç akıl etmez misiniz?"
  52. "Ey halkım, rabbinizden bağışlanma isteyin ve ona yönelin ki, o da size bol yağışlar göndersin ve gücünüze güç katsın. Sakın günahkarlık edip de haktan yüz çevirmeyin."
  53. Dediler ki; "Ey Hud, bize hiçbir kanıt getirmedin. Senin sözünle ilahlarımızı terk edecek değiliz. Zaten biz sana inanmıyoruz."
  54. "Yalnız şu kadarmı söyleyelim ki, ilahlarımızdan biri seni pek kötü çarpmış." Hud; "Ben Allah'ı tanık gösteriyorum," dedi. "Siz de tanık olun ki, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım."
  55. "Allah dışındaki ilahlarınızın tümünden uzağım. Hadi, hep birlikte bana tuzak kurun, bana hiç göz açtırmayın."
  56. "Ben, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki o, onu perçeminden yakalamış olmasın. Hiç kuşkusuz benim rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir."
  57. "Eğer haktan yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen şeyi size bildirmiş bulunuyorum. Rabbim, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz ona hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Kuşkusuz benim rabbim her şeyi gözetip kollayandır."
  58. Buyruğumuz gelince, Hud'u ve yanındaki inananları rahmetimizle kurtardık. Biz, onları çetin bir azaptan koruduk.
  59. İşte bu, rablerinin ayetlerini bile bile inkar eden, Tanrı elçilerine kafa tutan ve her inatçı zorbanın buyruğuna uyan Ad toplumudur.
  60. Onlar, bu dünyada lanete uğradılar, diriliş gününde de lanete uğrayacaklardır. Bilin ki, Ad toplumu rablerini inkar etti ve yine bilin ki, Hud'un toplumu Ad, Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.
  61. Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik. O, dedi ki; "Ey halkım, Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka bir ilahınız daha yoktur. Sizi topraktan o meydana getirdi. Sizi yeryüzünde yaşatan odur. Bu sebeple onun bağışını isteyin, sonra ona tövbe edin. Kuşkusuz rabbim yakındır, dualarınızı kabul edendir."
  62. Onlar; "Ey Salih, bundan önce sen, içimizde umut beslenen bir kişiydin, şimdi bizi babalarımızın taptığına tapmaktan vazgeçirmek mi istiyorsun? Biz, senin bizi çağırdığın şeye karşı kesinlikle çok kuşku içindeyiz," dediler.
  63. Salih şöyle dedi; "Ey halkım, ne dersiniz, eğer rabbimden açık bir kanıt ile gelmişsem ve o bana katmdan bir rahmet vermişse, ona isyan ettiğim takdirde beni ondan kim kurtarabilir? Demek ki, siz bana zarar vermekten başka bir şey yapmayacaksınız."
  64. "Ey halkım, işte şu, Allah'ın dişi devesi, size bir kanıttır. Bırakın onu da Allah'ın yeryüzünde otlasın. Ve ona kötü bir amaçla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalayıverir."
  65. Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki; "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak olan kesin bir sözdür."
  66. Emrimiz gelince Salih'i ve yanındaki inananları, katımızdan bir rahmet ile o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. Kuşkusuz rabbin, güçlüdür, yücedir.
  67. Zalimleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında yere yığılıp kaldılar.
  68. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilmiş olun ki, Semud halkı rablerine karşı iyilik bilmezlik etmişti. İbret alın ki, Semud halkı işte böyle yok olup gitti.
  69. Andolsun ki, elçilerimiz İbrahim'e müjde getirdiler. "Esenlik olsun sana!" dediler, O, "Size de esenlik olsun!" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.
  70. Ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce bundan hoşlanmadı ve içine bir korku düştü. Onlar; "Korkma," dediler. "Biz Lut halkına gönderildik."
  71. Ayakta onları dinleyen İbrahim'in hanımı buna güldü. Biz de onu İshak ile, İshak'm ardından da Yakub ile müjdeledik.
  72. O dedi ki; "Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey!"
  73. Onlar; "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun?" dediler. Ey ev halkı, Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Kuşkusuz o, övülmeye değer olandır, şanı pek yücedir."
  74. Korkusu gidip de müjdeyi alınca İbrahim, Lut halkı hakkında bizimle tartıştı.
  75. Doğrusu İbrahim yumuşak huylu, içli ve kendisini Allah'a vermiş biriydi.
  76. Dediler ki; "Bundan vazgeç İbrahim. Rabbinin buyruğu gelmiş bulunuyor; onlar önlenemez bir azaba mahkum olmuşlardır."
  77. Elçilerimiz kendisine geldiğinde, Lut bundan çok sıkıldı, göğsü daraldı ve "Bugün pek çetin bir gün olacak," dedi.
  78. Lut'un halkı koşarak onun yanına geldi. Bunlar daha önce de kötülükler yapmışlardı. Lut dedi ki; "Ey halkım, işte şunlar kızlarım. Onlar sizin için daha temiz. Allah'tan korkun da konuklarım önünde beni rezil etmeyin. İçinizde olgun bir adam yok mu?"
  79. Dediler ki; "Senin kızlarında hakkımız olmadığını çok iyi biliyorsun. Ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun."
  80. Lut dedi ki; "Keşke size yetecek bir gücüm ya da sığınacak sağlam bir yerim olsaydı."
  81. Konukları şöyle dedi; "Ey Lut, biz rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Gecenin bir vaktinde aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın bunu dışındadır. Çünkü onların başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azapla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir!"
  82. Emrimiz geldiğinde, oranın altını üstüne getirdik ve ateşte pişmiş taşları başlarına peş peşe yağdırdık.
  83. O taşlar rabbinin katında işaretlenmişti. Böyle bir azap zalimlerden hiçbir zaman uzak değildir.
  84. Medyen halkına da kardeşleri Şuayp'ı gönderdik. O şöyle dedi; "Ey halkım, Allah'a kulluk edin; ondan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Doğrusu ben sizi bolluk içinde görüyorum ve hakkınızda kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."
  85. "Ey halkım, ölçüyü ve tartıyı tam bir dürüstlükle yapın. İnsanların mallarını çalıp çırpmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmayın."
  86. "Eğer inanmış kimselerseniz, Allah'ın size bıraktığı kâr daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bekçi değilim."
  87. Dediler ki; "Ey Şuayp, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımız konusunda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi yaptığın ibadetin mi sana emrediyor? Oysa ki, sen, yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."
  88. Şuayp şöyle dedi: "Ey halkım, ya ben rabbimden gelen bir kanıt üzerindeysem, o, bana sunumundan güzel bir yaşamlık vermişse!... Size yasakladığım şeylerde, size söylediğimin aksine davranmak istemiyorum. Gücüm ölçüsünde barış ve iyilikten başka bir şey de istemiyorum. Başarım ancak Allah'ın desteğiyledir. Yalnız ona güvendim. Yalnız ona yöneliyorum."
  89. "Ey halkım, beni dinlememeniz, Nuh halkına veya Hud halkına ya da Salih'in halkına gelen felaketler gibi bir felakete, sizi de uğratmasın. Lut halkı sizden uzak değildir."
  90. "Rabbinizden bağışlanma dileyin. Ona yönelin, kuşkusuz rabbim, merhamet eder, kullarını çok sever."
  91. Dediler ki; "Ey Şuayp, biz, senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve biz, senin aramızda zayıf olduğunu görüyoruz. Eğer yanlıların olmasaydı seni taşa tutardık. Zaten senin bizim gözümüzde hiçbir değerin de bulunmamaktadır."
  92. Şuayp şöyle dedi; "Ey halkım, sizce kabilem Allah'tan daha mı güçlü ve onurlu!? Allah'ı arkanıza atıp dışlanmış hale getirdiniz. Kuşkusuz rabbim, yapıp ettiklerinizi çepeçevre kuşatmıştır."
  93. "Ey halkım, elinizden geleni yapın, ben de yapacağım. Kime alçaltıcı bir azabın geleceğini, kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Bekleyin, doğrusu ben de sizin gibi beklemekteyim."
  94. Buyruğumuz geldiğinde, Şuayp'ı ve onunla birlikte inananları katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses yakaladı da yurtlarında yüzüstü serilip kaldılar.
  95. Sanki onlar orada hiç yaşamamışlardı. İşte, bakın, Medyen de Semud gibi yok olup gitti.
  96. Andolsun ki, biz Musa'yı da ayetlerimizle ve açık bir kanıtla gönderdik;
  97. Onu Firavuna ve halkının ileri gelenlerine göndermiştik; ama onlar Firavunun sözünü tuttular. Oysa Firavunun sözü, kimseyi doğru yola çıkarmıyordu.
  98. Diriliş gününde Firavun, halkının önüne düşer ve onları ateşe götürür. Girdikleri o yer, ne kötü bir yerdir.
  99. Onlar burada da diriliş gününde de lanete uğrarlar. Onlara sunulan ne kötü bir bağıştır.
  100. Bu sana anlattıklarımız, o yerleşim yerlerinin haberleridir ki, onlardan bir bölümü hala sağlamdır; bir bölümünün de kökü kazınmıştır.
  101. Biz onlara zulmetmedik; onlar kendilerine yazık ettiler. Rabbinin buyruğu geldiğinde, Allah'ın yanı sıra yalvardıkları ilahlarından hiçbir yarar görmediler; tersine, onlar ancak yıkımlarını artırdı.
  102. İşte rabbin zulmeden kentleri çarptığı zaman böyle çarpar. Doğrusu onun çarpması, çok acı ve çok çetindir.
  103. Bunda ahiret azabından korkanlar için bir ibret vardır. O gün, bütün insanların toplandığı gündür. Ve o gün kesinlikle görülesi bir gündür.
  104. Biz onu, sadece sayılı bir süre için erteliyoruz.
  105. O gün gelince, Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz. Artık onlardan kimi mutsuz, kimi mutludur.
  106. Mutsuz olanlar ateştedirler. Onlar için orada çok acıklı soluyuş ve haykırışlar vardır.
  107. Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır. Kuşkusuz rabbin dilediğini yapandır.
  108. Mutlu olanlar ise Cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır. İşte bu ardı arkası kesilmeyecek bir sunumdur.
  109. Onların taptıkları şey hakkında bir kuşkun olmasın. Bundan önce ataları nasıl tapıyor idiyse, bunlar da ancak öyle tapıyorlar. Biz ise onların azaba ilişkin nasiplerini elbette ki, eksiksiz vereceğiz.
  110. Biz Musa'ya kitabı verdik; fakat onda anlaşmazlık çıktı. Eğer daha önce rabbin tarafından verilmiş bir söz olmasaydı, işleri çoktan bitirilirdi. Hala da onlar kitap hakkında derin bir kuşku içindeler.
  111. Hiç kuşkusuz, rabbin hepsinin yaptıklarının karşılığını tamı tamına kendilerine verecektir. O, onların yapmakta olduklarından haberlidir.
  112. Öyleyse seninle beraber tövbe edenlerle birlikte sana emredildiği gibi dosdoğru davran. Sakın aşırıya gitmeyin. Çünkü o, yaptıklarınızı çok iyi görendir.
  113. Zulmedenlere eğilim göstermeyin; yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz zaten yoktur; sonra hiç kimseden yardım göremezsiniz.
  114. Ey Tanrı elçisi, gündüzün iki ucunda, gecenin de yakın saatlerinde içtenlikle yakarışta bulunmaya özen göster. Doğrusu, iyilikler kötülükleri giderir. İşte bu, güzelce düşünenler için bir öğüttür.
  115. Sabret, çünkü Allah güzel davrananların ödülünün kaybolmasına izin vermez.
  116. Sizden önceki kuşakların ileri gelenleri, yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardıklarımız pek azdır. Kendilerine verilen nimete karşı haksızlık edenlere uyanlar ise suçlu oldular.
  117. Yoksa rabbin, halkı düzgün olan ülkeleri haksız yere yok edecek değildir.
  118. Eğer rabbin dikseydi insanları tek bir topluluk yapardı. Oysa onlar anlaşmazlığı devam ettirmektedirler.
  119. Rabbinin acıdıkları bunun dışındadır. O, onları işte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, "Andolsun ki, ben Cehennemi, tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım!" sözü gerçekleşecektir.
  120. Sana elçilerin haberlerinden kalbini sağlamlaştıracak doğru haberler aktarıyoruz. Bu kitapta sana gerçeğin bilgisi ve inananlara bir öğüt ve uyarı gelmiştir.
  121. İnanmayanlara de ki; "Elinizden geleni yapın. Biz de yapmaktayız."
  122. "Bekleyin. Biz de beklemekteyiz."
  123. Göklerin ve yerin gizli bilgileri Allah'a aittir. Her iş ona döndürülür. Öyleyse ona kulluk et ve ona dayan. Elbette ki rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.