Tevbe Suresi

Mustafa Cemil Kılıç Meali

  1. Bu; Allah'tan ve elçisinden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz ortak koşuculara bir uyarıdır.
  2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah'ı güçsüz bırakamazsınız. Şu da bir gerçek ki, Allah inkarcıları rezil edecektir.
  3. Allah ve elçisinden, Kutsal Secdelik'i büyük ziyaret gününde insanlara bir duyurudur ki, Allah ve elçisi ortak koşuculardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz bu sizin için daha iyi olur. Yüz çevirirseniz bilin ki, Allah'ı güçsüz bırakabilecek değilsiniz. O halde inkarcılara acıklı bir azabın müjdesini ver.
  4. Fakat antlaşma yapmış olduğunuz ortak koşuculardan size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde başka birine yardım etmeyenler bunun dışındadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sevmektedir.
  5. O kutsal aylar çıktığında artık ortak koşucuları, bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, kuşatın ve onların tüm geçit noktalarını tutun. Eğer tövbe eder, içtenlikle yakarıp dua eder ve yoksulun hakkı olanı verirlerse artık yollarını açın. Kesin olan şu ki, Allah acıyandır, esirgeyendir.
  6. Eğer ortak koşuculardan biri sana sığınırsa sen ona güvence ver. Ta ki o, Allah'ın sözünü işitsin. Sonra onu, güven içinde olacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir toplumdur.
  7. Ortak koşanların, Allah'ın ve elçisinin yanında nasıl geçerli bir antlaşması olabilir? Ancak Kutsal Secdelik'in yanında antlaştıklarınız bunun dışındadır. Onlar size dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, sakınanları sevmektedir.
  8. Onların antlaşmasına nasıl güvenilebilir ki! Eğer üzerinizde egemenlik kurarlarsa, sizinle ilgili ne bir antlaşmaya ne de bir yemine saygı duyarlar. Ağızlarıyla size hoşnutluk sunarlar, fakat kalpleri inat eder durur. Onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
  9. Onlar ki, Allah'ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın alırlar da böylece onun yolunu engellerler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.
  10. Onlar, bir inananla ilgili olarak akrabalık da antlaşma da tanımazlar. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.
  11. Eğer onlar tövbe edip içtenlikle yakarmayı sürdürürler ve yoksulun hakkı olanı verirlerse, artık onlar sizin, dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için biz, ayetleri böyle birer birer açıklamaktayız.
  12. Eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o zaman inkarın elebaşlarını öldürün. Çünkü onlar için yeminin bir değeri yoktur. Belki bu şekilde vazgeçerler.
  13. Yeminlerini bozan, Tanrı elçisini sürgüne göndermeye azmeden ve savaşa ilkin kendileri başlayan bir toplumla savaşmanız gerekmez mi? Onlardan korkar mısınız? Eğer gerçekten inanıyorsanız kendisinden korkulmaya Allah daha layıktır.
  14. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırıp rezil etsin. Ve sizi üstün getirerek inanan toplumun yüreklerine şifa versin.
  15. Ve inananların gönüllerinin öfkesini gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Elbette ki, Allah bilendir, erdemli bilginin kaynağıdır.
  16. Allah, içinizden Allah için mücadele edenleri; Allah'tan, elçisinden ve inananlardan başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı sanıyorsunuz? Elbette ki, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberlidir.
  17. Ortak koşanların, kendi inkarlarına kendileri tanık iken, Allah'ın secdeliklerini onarmaları veya ziyaret etmeleri olacak iş değildir. Onların yaptıkları boşa gitmiştir. Onlar ateşte sürekli kalacaklardır.
  18. Allah'ın secdeliklerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, içtenlikle yakarmayı sürdüren, yoksulun hakkı olanı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler onarır ve ziyaret eder. Doğru yola ermiş olmaları umulanlar işte bunlardır.
  19. Yoksa siz Kutsal Secdelik'i ziyaret edenlere su dağıtmayı ve Kutsal Secdelik'i onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah yolunda mücadele eden kimsenin yaptığı işle bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar bir olmaz. Ve Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
  20. İnanıp göç eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla didinenler derece bakımından Allah katında daha yücedirler. Kurtuluşa erenler de işte bunlardır.
  21. Rableri, onlara, kendinden bir bağış ve beğeni ile, içinde tükenmez nimet bulunan cennetleri müjdeler.
  22. Onlar orada temelli kalıcıdırlar. Gerçek şu ki, Allah katında büyük bir ödül vardır.
  23. Ey inananlar, eğer inanca karşı inkarı sevip seçiyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zulmeden kimselerdir.
  24. De ki; "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, zarara uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden konutlar, size Allah'tan, elçisinden ve onun yolunda mücadele etmekten daha sevimli geliyorsa, o zaman Allah'ın buyruğu gelinceye kadar bekleyin. Çünkü Allah, yoldan çıkanları doğru yola ulaştırmaz."
  25. Gerçek şu ki, Allah size pek çok yerde ve Huneyn Gününde de yardım etmişti. O gün siz çokluğunuzla böbürlenmiştiniz. Oysa bu size bir fayda vermemiş ve yeryüzü, onca genişliğine karşın, size dar gelmişti de arkanızı dönüp gitmiştiniz.
  26. Sonra Allah, elçisine ve inananlara güven ve bağışını indirdi. Bir de sizin görmediğiniz ordular indirip inkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası işte budur.
  27. Sonra Allah, bunun ardından da yine dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, acıyandır, esirgeyendir.
  28. Ey inananlar, ortak koşanlar ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıldan sonra artık Kutsal Secdelik'e yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız, Tanrı dilerse sizi kendi sunumuyla zengin kılacaktır. Kuşkusuz Allah bilendir, erdemli bilginin kaynağıdır.
  29. Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve elçisinin yasakladığını yasak saymayan ve gerçek dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.
  30. Yahudiler, "Üzeyir, Allah'ın oğludur," dediler. Hıristiyanlar da, "Mesih, Allah'ın oğludur," dediler. Bu, onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözleridir. Onlar sözlerini, kendilerinden önce inkarcı olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırılıyorlar.
  31. Onlar, Allah'tah başka bilginlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih'i de rab olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmemeleri emredilmişti. Ondan başka ilah yoktur. Allah, onların koştukları ortaklıktan uzaktır.
  32. Onlar, Allah'ın ışığını ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Elbette ki, inkarcılar istemese de, Allah, ışığını tamamlayacaktır.
  33. O öyle bir Allah'tır ki, ortak koşucular hoşlanmasa da kendi dinini bütün dinlere üstün kılmak üzere, elçisini, doğru yol ve gerçek dinle gönderendir.
  34. Ey inananlar, hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksız olarak yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlara can yakıcı bir azabın müjdesini ver.
  35. Bir gün bu altın ve gümüşler Cehennem ateşinde kızdırılır da onunla alınları, böğürleri ve sırtları dağlanır. "Kendiniz için biriktirdiğiniz işte bu!" denir. "Şimdi biriktirdiklerinizi tadın bakalım."
  36. Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü kutsal aylardır. Eskimez din işte budur. Artık o aylar içinde kendinize zulmetmeyin. Ortak koşucular sizinle nasıl topluca savaşıyorlarsa siz de onlarla hep birden savaşın. Şunu bilin ki, Allah, sakınanlarla birliktedir.
  37. Kutsal ayların yerini değiştirmek, inkarcılıkta ileri gitmekten başka bir şey değildir. İnkar edenler bununla sapıklığa düşüyor ve Allah'ın yasak kıldığı süreyi denkleştirmek için onu bir yıl helal, bir başka yıl da haram kabul ediyorlar. Böylece Allah'ın haram kıldığı şeyi helal sayıyorlar. Kötülükleri, onlara işte böyle hoş görünüyor. İnkarcılar topluluğuna Allah elbette ki, yol göstermez.
  38. Ey inananlar, size ne oldu ki; "Allah yolunda topluca savaşa çıkın!" dendiği zaman yere çakılıp kaldınız? Ahiret yerine dünya yaşamına mı razı oldunuz? Ama dünya yaşamının yararı, ahiretin yanında pek azdır.
  39. Eğer savaşa çıkmazsanız, Allah sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır ve yerinize de başka bir toplum getirir. Ona herhangi bir zarar da veremezsiniz. Elbette ki, Allah'ın her şeye gücü yeter.
  40. Eğer siz Tanrı elçisine yardım etmezseniz bilin ki, Allah ona zaten yardım etmişti. Hani inkarcılar, onu iki kişinin ikincisi olarak yurdundan çıkardıklarında, mağarada bulundukları bir sırada o, yanındakine şöyle diyordu; "Kaygılanma, Allah bizimledir." Bunun üzerine Allah ona dinginlik indirmiş ve kendisini sizin görmediğiniz ordularla desteklemişti de inkara sapanların sözünü değersiz kılıp alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise yüce olanın ta kendisidir. Allah gücün ve erdemli bilginin kaynağıdır.
  41. Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak hep birlikte savaşa çıkın. Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda mücadele edin. Eğer bilirseniz, bu, sizin için daha iyidir.
  42. Eğer hazır bir ganimet ve orta uzaklıkta bir yol olsaydı sana uyarlardı. Fakat o zorlu yolculuk onlara pek uzak geldi. "Gücümüz yetseydi sizinle çıkardık," diye Allah'a yemin edecekler. Onlar kendilerini mahvediyorlar. Allah ise onların yalancı olduklarını elbette ki biliyor.
  43. Allah seni bağışlasın. Niçin doğrular sana belli olup, yalancıları tanımadan onlara izin verdin?!
  44. Allah'a ve ahiret gününe inananlar mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda mücadele etmek istedikleri için senden izin istemezler. Allah, sakınanları çok iyi bilmektedir.
  45. Yalnızca, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri kuşkuya düşüp, kuşkularında bocalayan kimseler senden izin isterler.
  46. Eğer savaşa çıkmak isteselerdi bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, davranışlarını çirkin gördü de onları alıkoydu. Onlara; "Oturanlarla birlikte oturun!" denildi.
  47. Aranızda sefere çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacaktı. Sizi kargaşaya uğratmak isteğiyle aranıza sokulacaklardı, içinizde onlara gerçekten kulak verecekler de vardı. Allah, zalimleri çok iyi bilmektedir.
  48. Gerçekten bunlar daha önce de kargaşa çıkarmak istemişler ve işleri tersyüz ederek seni yanıltmaya çalışmışlardı. Sonunda, onlar hoşlanmasa da gerçek ortaya çıkmış ve Allah'ın buyruğu üstün gelmişti.
  49. İçlerinden öylesi var ki; "Bana izin ver, beni fitneye düşürme!" der. İyi bilin ki, onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem, inkarcıları elbette ki kuşatacaktır.
  50. Sana bir iyilik gelirse onlar üzülürler. Sana bir musibet gelirse de, "Biz önlemimizi önceden aldık," deyip sevinerek dönüp giderler.
  51. De ki; "Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize erişmez. O, bizim sahibimizdir. Bu nedenle inananlar yalnız Allah'a güvenip dayansınlar."
  52. De ki; "Bizim için iki güzelliğin; şehitlik ya da gaziliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Biz de size Allah'ın, ya kendi katından veya bizim ellerimizle bir azap çarptırmasını bekliyoruz. Artık bekleyin, sizinle birlikte biz de bekliyoruz."
  53. Şunu da söyle; "İster kendi arzunuzla ister baskıyla bağışta bulunun. Bu, sizden asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz, yoldan çıkan bir topluluk oldunuz."
  54. Onların bağışlarının kabulüne engel olan şey, Allah'ı ve elçisini inkar etmiş olmaları, yakarışa üşenerek kalkmaları ve bağışlarını gönülsüzce yapmalarıdır.
  55. Onların ne malları seni imrendirsin, ne de çocukları. Allah, onlara daha dünyada iken bunlarla sıkıntı vermeyi ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını diliyor.
  56. Kesinlikle sizden olduklarına ilişkin Allah'a yemin ederler. Gerçekte onlar, sizden değildirler. Doğrusu şu ki, onlar, ödleri patlarcasına korkan bir topluluktur.
  57. Eğer bir sığınak yahut kimi mağaralar veya girilecek bir delik bulsalar, yüzlerini döner o yöne koşarlardı.
  58. İçlerinden bir bölümü de sadakalar konusunda sana laf dokundurur. Ondan kendilerine verilmişse memnun olurlar. Verilmemişse hemen öfkelenirler.
  59. Ne olurdu, onlar, Allah ve elçisinin kendilerine verdiklerine razı olsalardı da; "Allah bize yeter. Allah bize sunumundan verecektir; elçisi de verecektir. Zaten biz, gönlümüzü yalnız Allah'a bağladık," deselerdi.
  60. Sadakalar ancak yoksullar, güçsüzler, sadaka toplamakla görevli olanlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlar, tutsaklar, borçlular, Allah yolundakiler ve yolcular içindir. Bu, Allah tarafından bir buyruk olarak üzerinize yazılmıştır. Allah, her şeyi bilendir, erdemli bilginin kaynağıdır.
  61. Yine onların içinde öyleleri vardır ki, Tanrı elçisini incitiyorlar ve; "O, her söyleneni dinleyen bir kulaktır," diyorlar. De ki; "Sizin için o, bir hayır kulağıdır. Allah'a inanır ve inananlara güvenir. Ayrıca o, sizden inanmış olanlara bir rahmettir." Elbette ki, Allah'ın elçisini incitenlere acıklı bir azap vardır.
  62. Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer gerçekten inanmış iseler Allah'ı ve elçisini hoşnut etmeleri daha uygundur.
  63. Onlar, Allah'a ve elçisine karşı çıkan kimse için, içinde süresiz kalacağı Cehennem ateşinin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte büyük rezillik budur.
  64. İkiyüzlüler, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir bildirinin tepelerine inmesinden çekinir dururlar. De ki; "Siz alay edin. Allah, o çekinip durduğunuz şeyi ortaya çıkaracaktır."
  65. Onlara soracak olsan, "Biz öylesine lafa dalmış eğleniyorduk," derler. De ki; "Allah ile, onun ayetleriyle ve elçisiyle mi eğleniyorsunuz?"
  66. Sakın özür dilemeyin. İnandıktan sonra inkar ettiniz. İçinizden bir bölümünüzü bağışlasak bile; suçlu oldukları için bir kısmınızı cezalandıracağız.
  67. İkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir. Onlar, kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar. Elleri de sıkıdır. Onlar, Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu ikiyüzlüler, yoldan sapmışlardır.
  68. Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ayrıca inkarcılara, içinde sürekli kalacakları Cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir. Onlar için bitimsiz bir azap vardır.
  69. Ey ikiyüzlüler, siz, sizden önce daha güçlü, malları ve çocukları daha çok olup, paylarınca bunlardan yararlanan kimseler gibisiniz. Sizden öncekiler, paylarınca yararlandıkları gibi siz de payınızca yararlandınız ve onların batağa daldıkları gibi siz de daldınız. İşte bunlar dünyada ve ahirette işleri boşa gidenlerdir. İşte bunlar yıkıma uğrayanlardır.
  70. Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud toplumlarının, İbrahim toplumunun, Medyen ve altüst olmuş kentler halkının haberleri onlara gelmedi mi? Kendilerine gönderilen Tanrı elçileri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiştir. Ama onlar kendilerine yazık etmişlerdir.
  71. İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. Onlar; iyiyi emreder, kötülükten alıkoyarlar; içtenlikle yakarır, yoksulun hakkı olanı verirler. Allah'a ve elçisine uyarlar. İşte Allah, bunlara rahmet edecektir. Kuşkusuz, Allah güçlüdür, erdemli bilginin kaynağıdır.
  72. Allah, inanan erkeklere ve inanan kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel konutlar vereceğini bildirmiştir. Allah'ın hoşnut olması ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.
  73. Ey Tanrı elçisi, inkarcılarla ve ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer Cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.
  74. Onlar, söylemediklerine ilişkin Allah'a yemin ederler. Oysa o küfür sözcüğünü kesinlikle söylediler. İslam'a girdikten sonra yine inkarcılık ettiler. Ve o başaramadıkları cinayeti tasarladılar. Oysa ki, öç almaları için, Allah'ın, elçisini göndererek onları sunumuyla zenginleştirmiş olmasından başka bir neden de yoktu. Eğer tövbe ederlerse haklarında iyi olur. Yok buna yanaşmazlarsa Allah, onları dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba uğratacaktır. Yeryüzünde onları koruyacak veya onlara yardım edecek bir kimse de bulunmayacaktır.
  75. İçlerinden kimileri de Allah'a şöyle ant içti: "Eğer Allah, sunumundan bize verirse, elbette sadaka dağıtacağız ve elbette iyilik ve barış için çalışanlardan olacağız."
  76. Allah onlara bol sunumundan verdiğinde ise, cimrilik ettiler. Zaten onlar dönektirler.
  77. Allah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalan söyledikleri için Allah, karşısına çıkacakları güne kadar onların kalplerine ikiyüzlülüğü yerleştirdi.
  78. Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da bilmektedir. Gerçekten Allah, gizli olanı çok iyi bilmektedir.
  79. Sadaka vermek konusunda gönülden davranan inançlılara dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını, Allah, elbette ki verecektir. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
  80. Onlar için ister af dile, ister dileme. Yetmiş kere de af dilesen Allah onları bağışlayacak değildir. Çünkü onlar, Allah'a ve elçisine karşı iyilik bilmezlik etmişlerdir. Allah, bozguncular topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.
  81. Seferden geri kalanlar, Allah'ın elçisine karşı çıkarak evlerinde oturmaktan pek keyiflendiler. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele etmeyi hoş karşılamadılar ve, "Bu sıcakta sefere çıkmayın," dediler. De ki; "Cehennem ateşi bundan daha sıcaktır." Keşke anlayabilselerdi.
  82. Öyleyse onlar, yaptıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.
  83. Allah seni geri döndürüp, onlardan bir toplulukla karşılaştırdığı zaman, senden savaşa çıkmak için izin isterlerse de ki; "Benimle asla çıkamayacaksınız. Benim yanımda hiçbir düşmanla savaşamayacaksınız. Çünkü siz, baştan oturup kalmaya razı oldunuz. Artık geride kalanlarla birlikte oturun."
  84. Onlardan ölen hiçbir kimse için yakarış töreni yapma ve mezarı başında dua etmek üzere durma. Çünkü, onlar, Allah'ı ve elçisini tanımadılar ve yoldan çıkmış kimseler olarak öldüler.
  85. Onların malları ve çocukları sakın seni imrendirmesin. Allah onlara daha dünyada iken bunlarla sıkıntı vermeyi ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını dilemektedir.
  86. "Allah'a inanın ve onun elçisi ile savaşa çıkın," diye bir bildiri indirildiği zaman onlardan varsıllık sahibi olanlar senden izin isteyip, "Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım," dediler.
  87. Onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Bu nedenle kalpleri damgalanmıştır. Artık bir şey anlamazlar.
  88. Fakat Tanrı elçisi ve onunla birlikte inananlar, mallarıyla ve canlarıyla mücadele ettiler. İşte bütün iyilikler onlarındır ve işte kurtuluşa erenler de onlardır.
  89. Allah, onlar için yüzeyinden ırmaklar akan, içinde süresiz kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük başarı budur.
  90. Göçebe Arapların geçerli mazereti olanları kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldılar. Onlardan inkarcı olanlara korkunç bir azap erişecektir.
  91. Güçsüzlere, hastalara ve bağış için harcayacak bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve elçisine bağlı kaldıkları sürece sorumluluk yoktur. Zira iyilik edenlerin zararına bir yol yoktur. Allah bağışlayandır, esirgeyici olandır.
  92. Binek vermen için sana geldiklerinde; "Size binek bulamıyorum," dediğin zaman, bağış için harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntülerinden gözleri yaş dökerek geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur.
  93. Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Çünkü onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar bilmezler.
  94. Onlar, savaştan döndüğünüzde sizden özür dilerler. Onlara de ki; "Özür dilemeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, elçisi de yapacaklarınızı görecektir. Sonunda, görülmeyeni de görüneni de bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O, yaptıklarınızı size haber verecektir."
  95. Yanlarına döndüğünüz zaman, onlara ilişmemeniz için size Allah adına yeminler edeceklerdir. Siz de onları bırakın. Onlar pisliktir; işleyip durdukları günahların karşılığı olarak varacakları yer de Cehennemdir.
  96. Onlardan hoşnut olmanız için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile, Allah, yoldan çıkmış olan o topluluktan razı olmaz.
  97. Göçebe Araplar inkarcılıkta ve ikiyüzlülükte en aşırıdırlar. Onlar, Allah'ın elçisine indirdiğini tanımamaya da en yakın olanlardır. Allah bilendir, erdemli bilginin kaynağıdır.
  98. Göçebe Araplardan kimileri var ki, verdiğini angarya sayar ve sizin başınıza belalar gelmesini gözetler. Bela onların başına gelsin. Allah işitendir, bilendir.
  99. Fakat göçebe Araplardan öylesi de var ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır, iyilik için harcadığını Allah katında yakınlığa ve Tanrı elçisinin duasına aracı sayar. Gerçekten de bu, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine eriştirecektir. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
  100. Göç edenlerin ve onlara yardımcı olanların önde gelenleri ile onların yolunu tam olarak izleyenlerin tümünden Allah razı olmuştur. Onlar da ondan razı olmuştur. Allah, onlara içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Onlar, sürekli orada kalacaklardır. Büyük kurtuluş işte budur.
  101. Gerek çevrenizdeki göçebe Araplar içinde ve gerekse Medine halkı arasında ikiyüzlülükte uzmanlaşmış olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, ancak biz biliriz. Onları iki kez azaba uğratacağız. Onlar, sonra da büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
  102. Günahlarını itiraf eden diğerleri ise, güzel işlerine kötü bir iş karıştırmışlardır. Bakarsın, Allah onların tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
  103. Onları temizleyip arındırmak için mallarından bir miktar sadaka al ve onlar için dua et. Senin duan onlar için bir huzurdur. Kuşkusuz, Allah, gereğince işiten, gereğince bilendir.
  104. Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah kullarının tövbesini kabul eder ve sadakaları da alır. Çünkü, Allah, tövbeleri kabul edendir ve esirgeyici olandır.
  105. De ki; "Çalışın. Yaptıklarınızı hem Allah, hem elçisi, hem de inananlar görecektir. Sonra da gizliyi ve açığı bilen Allah'ın huzuruna götürüleceksiniz. İşte o zaman, neler yaptığınızı o, size bildirecektir."
  106. Diğer bazılarının da işi Allah'ın emrine kalmıştır. Allah onları ister cezalandırır, ister tövbelerini kabul eder. Çünkü; Allah, gereğince bilendir ve erdemli bilginin kaynağıdır.
  107. Zarar vermek, inkar etmek, inananların arasını ayırmak, Allah ve elçisine karşı daha önce savaşmış olan kişiye gözcülük yapmak üzere bir secdelik kurup; "Biz sadece iyilik yapmak istedik," diye yemin edenler vardır. Onların yalancı olduklarına kuşkusuz ki, Allah tanıktır.
  108. Böyle bir secdelikte sakın yakarışa durma. Daha ilk gününde Allah'tan sakınma üzerine kurulan bir secdelik, içinde yakarışa durman için çok daha uygundur. O secdelikte temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır. Kuşkusuz, Allah, temizlenenleri sever.
  109. Yapısını, Allah'tan korku ve rıza üzerine kuran mı hayırlıdır, yoksa yapısını bir uçurumun kenarına kurup onunla birlikte Cehennem ateşine yuvarlanan mı? Kuşkusuz, Allah, zalimler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.
  110. Yaptıkları bina, kalpleri parçalanıncaya dek yüreklerinde bir kuşku olarak kalacaktır. Elbette ki, Allah, gereğince bilendir ve erdemli bilginin kaynağıdır.
  111. Allah inananların mallarını ve canlarını, karşılığında kendilerine Cenneti vermek üzere satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, bu yolda kimi zaman öldürürler ve kimi zaman da öldürülürler. Bu, Allah'ın üzerine borç aldığı ve hem Tevrat'ta, hem İncil'de, hem de Kur anda yer verdiği bir sözdür. Allah'tan daha çok sözünde duran kim olabilir ki? Öyleyse yaptığınız bu alışverişe sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.
  112. Onlar ki, tövbe eden, kulluk yapan, Allah'a övgü sunan, onun yolunda yolculuk eden, ona karşı saygıyla eğilen, onun için yere kapanan, iyiliği savunan, kötülükten alıkoyan ve Allah'ın yasalarını koruyan insanlardır. O halde inananlara müjdeler ver.
  113. Cehennemlik oldukları açığa çıktıktan sonra, akraba bile olsalar, ortak koşanlar için Allah'tan af dilemek ne Tanrı elçisine, ne de inananlara yakışmaz.
  114. İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun Allah düşmanı olduğu kendisi için açıklık kazanınca, ondan uzaklaştı. Şu bir gerçek ki, İbrahim başkaları için kederlenip ah eden ince yürekli, yumuşak bir insandı.
  115. Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Kuşkusuz, Allah, her şeyi gereğince bilendir.
  116. Gerçek şu ki, göklerin ve yerin egemenliği Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin ise Allah'tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.
  117. Andolsun ki, Allah, Tanrı elçisinin ve güçlük anında ona uyan göçmenlerin ve onlara yardımcı olanların tövbelerini kabul etmiştir. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzere iken yine de onların tövbesini kabul buyurmuştur. Çünkü o, onlara karşı çok şefkatli ve çok esirgeyicidir.
  118. Geri bırakılan üç kişiye de yeryüzü bütün genişliğine karşın dar gelmiş ve nefisleri kendilerini sıkıştırmıştı da, Allah'tan başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anlamışlardı. Sonra Allah, onları da eski hallerine dönsünler diye tövbeye yöneltmişti. Kuşku yok ki Allah; tövbeleri kabul eden ve esirgeyici olandır.
  119. Ey inananlar, Allah'tan sakının ve doğrularla birlikte olun.
  120. Gerek Medinelilere, gerekse onların çevresinde bulunan göçebe Araplara; Allah'ın elçisinden geri kalmak ve kendilerini ona tercih etmek yakışmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluk, yorgunluk, açlık, inkarcıları kızdıracak bir yere ayak basmak ve düşmana karşı başarı kazanmak karşılığında; onlara mutlaka barışa yönelik bir güzel eylem yazılır. Gerçek şu ki Allah, iyilik yapanların ödülünün kaybolmasına izin vermez.
  121. Yaptıkları küçük büyük bütün maddi harcamalar ve aştıkları her vadi, kesinlikle hesaplarına yazılır ki, Allah böylece işledikleri iyilikleri en güzel karşılıklarla ödüllendirsin.
  122. Bununla birlikte inananların hepsi birden toplanıp seferber olacak değillerdir. Fakat her kabileden bir bölük toplansa da dinde derinleşseler ve döndüklerinde toplumlarını uyarsalar, ola ki aykırı davranışta bulunmaktan kaçınırlar.
  123. Ey inananlar, sizde büyük bir güç olduğunu görmeleri için yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın. Şunu da bilin ki, Allah sakınanlarla birliktedir.
  124. Ne zaman Allah'tan bir bildiri indirilse içlerinden biri; "Bu hanginizin inancını artırdı?" diye konuşur. İnancı olanların inancını artırmıştır. İşte onlar bununla sevinç duyarlar.
  125. İndirilen bildiri, kalplerinde hastalık bulunanların da pisliğine pislik katar; sonunda onlar inkarcı olarak ölürler.
  126. Görmüyorlar mı ki, her yıl bir veya iki kez sınanıyorlar. Hala ne tövbeye yelteniyorlar ne de öğüt alıyorlar.
  127. Allah'tan bir bildiri indirildiği zaman alay ederek; "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine bakar, sonra da sıvışırlar. Anlamaz bir topluluk oldukları için Allah, onların kalplerini eğriltmiştir.
  128. Size kendi içinizden öyle bir elçi geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O size çok düşkün, inananlara karşı çok şefkatli ve çok esirgeyicidir.
  129. Eğer yüz çevirirlerse, de ki; "Allah bana yeter. Ondan başka ilah yoktur. O, büyük ve en yüksek göğün sahibidir."